Fan Fiction - Berre Gümüş
[Yazılar akla geldiğinde, yazılmalıdır. Hayat değişmeden...]
"Bu bir katatonik izolasyon yazısıdır!".
Öylece bakmıştım ekrana. Ne demekti ki bu "katatonik izolasyon"?. Hani zaman da dursun istersiniz, sizin duruşunuz ile birlikte. Durmaz boşuna beklemeyin! Ama siz durursunuz. Kaskatı. Oymuş katatoni. İzole bir hayat yaşamak için, kendine karışmaya çok gönüllü bir dünya karşısında olanca gücü ile duran arkadaşımın sözleriydi bunlar. Hala, tüm baskılara rağmen katatonik bir izalasyon ile yaşıyor.
Bazı sabahlar vardır. Bir şey olduğundan değil, aklınıza olmayacak bir şey gelir. Eski bir şey. Belki de unuttuğunuz bir şey. Bu sabah gözümü açtığımda Joel Fleischman'ı düşünüyordum. Adını her seferinde unuttuğum eski bir dizinin kahramanı, Alaska'da bir kasabada mecburi hizmet yapan bir Newyork'lu.
Elimdeki imkânları kullanamadığım her zaman, hayat belirsizlikler ile dolu olduğu zaman. Ama en çok manevi değil de, maddesel hayatımla ilgili sorunlarım olduğu zaman aklıma gelir bu dizi ve Joel Fleischman.
Tesadüf işte, sabah aklımda onunla kalkıp, gün içinde uzun zamandır uğramadığım nette gezerken ona rastlamak. Aramakla bulunmaz zaten bazı şeyler. Oradadır da istediğin zaman görürsün.
Muhtemelen, o dönem dizi seyreden ademoğulları Maggie adındaki pilot kızı, havva kızları da Chris adındaki derin mi derin dj'i hatırlayacaklar. Kimsenin hafızasında kıvırcık saçlı, gözlüklü ve minyon tipli, herkesin ermiş seviyesinde olduğu ve bu seviyede sözler söylediği kasabada feci şekilde sıradan ve belki sığ duran, aldığı burs yüzünden orada bulunan ve gitmeye fazla hevesli başrolü hatırlamayacak. "Doktordu ya, bir şey biliyordu ya, kibirliydi zaten" diyeceksiniz belki de. Askeri bir personelin apandisit değil de (sanırım) safra kesesinde taş olduğunu anladığı zamanki mutluluğunu anlamayacak kimse. Arasıra konuşacak laf bulamamasını anlamayacak. Gül gibi karlı dağlı o coğrafyayı bırakıp gitmek istemesi, ince düşünen bir sürü insan içindeki olağanlıkları da sevimsiz gelecek zaten. Hikâyenin geçtiği kasabanın etkisi ile kasaba halkının dünyasal düşüncelerden kopmuş, ermiş bir hali vardı. Ed vardı zaten, Alaska Kızılderilisiydi. Şaman olmaya uğraşıyordu. Eh onun yanında, yerinden memnun olmayan ayrık otu kılıklı Joel 'in ne çekiciliği olabilirdi ki?
İşte, dün akşam, yine işyerinde bitmeyen işler ile uğraşırken ve mesai de çoktan bitmişken, öylece kalakaldım bir süre. Aklımda "bu bir katatonik izolasyon yazısıdır." görüntüsü geldi. İşleri toparlayıp çıkmamı bekleyen dostuma "Bugün her şeyi bırakabilirim ve gidebilirim." dedim.
Alıştı artık, yıllardır aynı sözler. Ama bu sefer garipsemiş bir ifade vardı yüzünde.
Sanırım içimdeki o sesin sustuğunu, artık durulduğumu düşünüyordu.
Ben de öyle düşünüyordum. Durulmamış.
Baksanıza bahar uykusundan uyandırdı beni.
Oturttu yazı yazdırdı. Joel'i getirdi aklıma.
Hep aynı taktiği izler, pis pasaklı huzursuz bir histir kendileri. Mutluyum dedirtmez adama, "mutsuz değilim" diye akıllara ziyan laflar ettirir.
Kesin hava bulutludur bu his geldiğinde.
Ve kesin her yerdeki her koku duyulur tarafımdan. En çok toz kokar ortalık.
Durup dururken yerinden kaldırır adamı, binanın önünde hava almaya çıkartır.
İyi yanları da vardır, halini garipseyenler veciz sözler ederler.
"Nereye?", "hava almaya dışarı.",
El cevap: "Her yer hava zaten!".
Çekilmez biri olur çıkarsın.
Bu hali bir kaç kere tecrübe edenler, dikkat ederler; çünkü kısa devre olacak her durumda bitmeyen uzun cümle kurabilme potansiyelinin yüksekliğini bilirler...
Oysa dışarıda hava güzeldir. İşin iyi.
Kuzeyde bir yerde, deniz kenarında mütevazı ve pek çoklarına göre iyi bir hayatın, kendi çabanla sahip oldukların, olduklarına emin olduğun dostların, ailen ve O. Ve hatta sağlığın (alerjin hortlar böyle zamanlarda, hapşırır aksırırsın).
Birçoklarının sana baktığında gördükleri parlak gelecek (uğraşma sen göremezsin).
Ama o his gelir. Joel ile birlikte. Seni o sakinlikten alır, herhangi bir koordinata değil boşluğa bırakır.
Adam etmeye uğraştığın hayatın serserileşir. Sen de öyle katatonik, katatonik elindeki kâğıtlara, bilgisayar ekranına ya da durgun bir denize bakar kalırsın.
Böyle.
Geçer.
Sana ardında bıraktığı kırıkları toplamak,
adam olmaya çalışmak,
hayata yeniden karışabilmeyi becermek gibi işleri bırakır.
Bilinmez bir zamanda gelmek üzere gider.
size uğramaması dileğiyle
Emine Bere Gümüş
2002'de bir zamanlar.
Ciddi bir düzeltme notu: Kuzeyde Bir Yer'in yayınlanmaya başladığı zamanlar bendeniz 12 yaşımı sürüyordum. İzini kaybettiğimde kaç yaşındaydım bilmiyorum. Aklımda çok net 3 bölüm var sanıyordum. Yıllarca bir iz aradım onlardan. Sonunda e-posta grubunda buluşabildik. İpek sayesinde bir çok başka Kuzeyde Bir Yer seveni birbirinden haberdar oldu.
Ve yine internet sayesinde bölümlere ulaşıp, sezonları baştan sona izleyince anladım ki benim hatırladığım sadece ve sadece tek bir bölümmüş (The Gift of Maggie). İşte bu yazı dizinin yayınlanmasından seneler sonra, akılda kalan o tek bölümün etkisiyle yazılmıştı. Şimdi yazsam başka şeyler yazarım sanıyorum. Yine de anlıyorum ki Kuzeyde Bir Yer tek bölümle bile insanı yıllarca etkileyebilecek bir diziydi. Yeniden gösterilmesi dileğiyle. Sevgiler